Tespihte 1. tane
Dayı’ya sor
Kahvehanenin köşe masasında tespih çeken, her derdin bir tanıdığını bilen, her cümleye “bizim zamanımızda” diye başlayan adam. Bu sayfa onun hakkında. Kendisi okumadan beğenmedi.
Dayı’ya bir şey sor

Söz konusu “zaman” 1819 ile 2003 arasında bir yerdedir. Dayı tarih vermez; tarih ona sorar.
Bir dayıyı dayı yapan dört şey. Biri eksik olursa amca olur; ikisi eksikse enişte.

Otuz üç tane. Saymaz, çeker. Düşünürken hızlanır, haklı çıkınca durur.

Günde on dört bardak. İnce belli, tavşan kanı. Şekeri kendisi atmaz, birine attırır.

İki gazete alır: birine inanmak için, öbürüne kızmak için. Bulmacayı tükenmezle çözer.

Kaybederse zar bozuk. Kazanırsa ustalık, ve bunu bütün kahveye anlatır.
Cümle hep buradan başlar. Hangi zaman olduğu sorulmaz; sorulursa cevap “bizim zaman”dır.
Sonra fiyatları sayar.
Ekmek, benzin, Beyoğlu’nda bir sinema bileti. Rakamlar her anlatışta biraz daha düşer.
Sonra senin işini bilir.
Mesleğin ne olursa olsun, o işi bir zamanlar o yapmıştır. Yapmadıysa bacanağı yapmıştır.
En son: “Benim bir tanıdık var.”
Ve konu kapanır. Tanıdığın kim olduğu, ne iş yaptığı ve seni hatırlayıp hatırlamayacağı ayrıntıdır.
Ne yazarsan yaz, cevap aynı yoldan gelir: önce geçmiş, sonra hüküm, en son bir tanıdık. Aynı soruya hep aynı cevabı verir; dayı fikir değiştirmez.
“Kiram çok yüksek”
Ah evladım… bizim zamanımızda ev dediğin üç yüz liraydı, bahçesiyle, incir ağacıyla.
Sen bu kirayı ödersen ev sahibi şımarır. Pazarlık edeceksin, gözünü kırpmadan.
Ama dert etme, benim bir tanıdık var.
Emlakçı Cevdet
askerlik arkadaşı, Kars, 1977. Karşılığı: bir kutu lokum.

Dayının tanıdık rehberi. Kâğıda yazılmamıştır; hepsi kafasındadır. Her kapının bir adamı, her adamın bir karşılığı vardır.
Emekli. Hangi işten emekli olduğu her anlatışta değişir: bir ara tapudaydı, bir ara gemideydi, bir ara sadece “devlette”.
Dayının gençliğiyle, ekmeğin ucuz olduğu yılların ve “insanların insan olduğu” dönemin kesiştiği an. Takvimde yeri yoktur.
Otuz üç. Biri kayıp; yerine bir pardösü düğmesi taktı. Kimse fark etmedi. Sen de etmedin.
Hiçbir şey. Seni dinler, başını sallar, sonra aynı şeyi daha yüksek sesle bir kez daha söyler.
Evet. Kuantum fiziği dahil. Ona göre kuantum bizim zamanımızda da vardı, sadece adı yoktu.
Yaramadığı hiç görülmedi, çünkü kimse sonuna kadar denemedi. “Benim adımı ver” demesi yeterlidir.
Köşedeki kahvehanede, kapıya bakan masada, sırtı duvarda. Öğleden sonra üçten sonra. Cuma hariç, cuma maç var.