Dayı

Tespihte 1. tane

Dayı’ya sor

Dayıher şeyi bilir.

Hasır şapkalı, gözlüklü bir adam kahvede gazete okuyor
Sabah gazetesi, Lefkoşa.

Kahvehanenin köşe masasında tespih çeken, her derdin bir tanıdığını bilen, her cümleye “bizim zamanımızda” diye başlayan adam. Bu sayfa onun hakkında. Kendisi okumadan beğenmedi.

Dayı’ya bir şey sor

Bizim zamanımızda

  • ekmek yirmi beş kuruştu,
  • çay on kuruştu,
  • kimse telefona bakmazdı
  • ve herkes herkesi tanırdı.
On dokuzuncu yüzyıldan bir gravür: Boğaz’a bakan geniş bir Osmanlı kahvehanesi
Bizim zaman. Yaklaşık 1819.
Yağmurda, sise bakan ıslak ahşap bir masa ve devrilmiş sandalyeler
Bizim masa. Bugün.

Söz konusu “zaman” 1819 ile 2003 arasında bir yerdedir. Dayı tarih vermez; tarih ona sorar.

Dayının dört aleti

Bir dayıyı dayı yapan dört şey. Biri eksik olursa amca olur; ikisi eksikse enişte.

  • Tespih

    Kemik boncuklu eski bir tespih, ucunda iki Osmanlı sikkesi

    Otuz üç tane. Saymaz, çeker. Düşünürken hızlanır, haklı çıkınca durur.

  • Çay

    Kareli örtü üstünde, kırmızı benekli tabakta ince belli bir bardak çay

    Günde on dört bardak. İnce belli, tavşan kanı. Şekeri kendisi atmaz, birine attırır.

  • Gazete

    Açık tutulmuş bir gazete, iri manşetler

    İki gazete alır: birine inanmak için, öbürüne kızmak için. Bulmacayı tükenmezle çözer.

  • Tavla

    İki amca kaldırımda, bir kutunun üstünde dama oynuyor

    Kaybederse zar bozuk. Kazanırsa ustalık, ve bunu bütün kahveye anlatır.

Önce: “Bizim zamanımızda…”

Cümle hep buradan başlar. Hangi zaman olduğu sorulmaz; sorulursa cevap “bizim zaman”dır.

Sonra fiyatları sayar.

Ekmek, benzin, Beyoğlu’nda bir sinema bileti. Rakamlar her anlatışta biraz daha düşer.

Sonra senin işini bilir.

Mesleğin ne olursa olsun, o işi bir zamanlar o yapmıştır. Yapmadıysa bacanağı yapmıştır.

En son: “Benim bir tanıdık var.”

Ve konu kapanır. Tanıdığın kim olduğu, ne iş yaptığı ve seni hatırlayıp hatırlamayacağı ayrıntıdır.

Derdini söyle, dayın çözsün.

Ne yazarsan yaz, cevap aynı yoldan gelir: önce geçmiş, sonra hüküm, en son bir tanıdık. Aynı soruya hep aynı cevabı verir; dayı fikir değiştirmez.

Çayın geliyor. Semaverden, ince belliye.

“Kiram çok yüksek”

Ah evladım… bizim zamanımızda ev dediğin üç yüz liraydı, bahçesiyle, incir ağacıyla.

Sen bu kirayı ödersen ev sahibi şımarır. Pazarlık edeceksin, gözünü kırpmadan.

Ama dert etme, benim bir tanıdık var.

Emlakçı Cevdet

askerlik arkadaşı, Kars, 1977. Karşılığı: bir kutu lokum.

Çekilen tane: 1 / 33
Dört adam açık havada bir masada okey oynuyor, ıstakalar dizili
Tanıdıklar genelde bu tür masalarda bulunur. Istaka arkasında.

Tanıdık

Dayının tanıdık rehberi. Kâğıda yazılmamıştır; hepsi kafasındadır. Her kapının bir adamı, her adamın bir karşılığı vardır.

Hastane
  • Kardiyolog Remzi BeyErkan'ın bacanağıbir kutu lokum
  • Başhemşire Nuran Hanımeski komşu, üst katselam
  • Otoparkçı Yaşarasıl önemli adam buduriki çay
Belediye
  • Zabıta Kemalbizim sokağın çocuğubayramda el öpme
  • Fen işlerinden Cengizaskerden devrebir rakı, sonra
  • İmar’da “bizim çocuk”adını kimse bilmezsır
Tapu
  • Memur Sadık'ın kayınçosuaynı kahvede okey oynarbir el yenilmek
  • Emekli kadastrocu Hilmieski haritalar ondadinlemek, iki saat
Oto sanayi
  • Kaportacı Topal Hasanüçüncü dükkân, mahalledenparça parası
  • Elektrikçi Bayram Ustatamir etmez, teşhis koyar“abi sen bilirsin”
Askerlik şubesi
  • Binbaşı (E) Necdet1979 tertibi, Karsanı dinlemek, üç saat
Düğün salonu
  • Salon sahibi Mahmuttavla rakibi, yenilince küser%10 indirim, belki
  • Davulcu Aliher düğünde, davetsizbahşiş
Futbol federasyonu
  • Bir hakemin kuzeniAnkara’da bir yerdemaç günü susmak
NASA
  • Teyzenin torunuHouston’da “bir şey” yapıyorkimse bilmez

Dayı der ki

Kaldırımda bir kutunun üstünde dama oynayan iki amca, kış güneşindeKaldırımda dama, kış güneşi.

Ben bu memleketi avucumun içi gibi bilirim. Avucumun içini bilmem ama.

Dayı, tavlada üç–bir gerideyken
Takım elbiseli yaşlı bir adam, turuncu bir duvarın önünde koltukta uyukluyor; masasında gazeteBeyoğlu, bir öğleden sonra.

Uyumuyorum, düşünüyorum. Senin aklın ermez.

Dayı, öğle sıcağında, gözleri kapalı
İstanbul’da bir sokak tezgâhında üst üste dizilmiş simitlerSimit tezgâhı, İstanbul.

Simit eskiden bu kadardı. Yok, daha büyüktü. Bir simitle iki kişi doyardı.

Dayı, her sabah, aynı fırının önünde

Sorulmayan sorular

Dayı ne iş yapar?

Emekli. Hangi işten emekli olduğu her anlatışta değişir: bir ara tapudaydı, bir ara gemideydi, bir ara sadece “devlette”.

“Bizim zaman” tam olarak ne zaman?

Dayının gençliğiyle, ekmeğin ucuz olduğu yılların ve “insanların insan olduğu” dönemin kesiştiği an. Takvimde yeri yoktur.

Tespihin kaç tanesi var?

Otuz üç. Biri kayıp; yerine bir pardösü düğmesi taktı. Kimse fark etmedi. Sen de etmedin.

Dayıya karşı çıkarsam ne olur?

Hiçbir şey. Seni dinler, başını sallar, sonra aynı şeyi daha yüksek sesle bir kez daha söyler.

Gerçekten her konuda fikri var mı?

Evet. Kuantum fiziği dahil. Ona göre kuantum bizim zamanımızda da vardı, sadece adı yoktu.

Tanıdıklar gerçekten işe yarıyor mu?

Yaramadığı hiç görülmedi, çünkü kimse sonuna kadar denemedi. “Benim adımı ver” demesi yeterlidir.

Dayıyla nerede buluşulur?

Köşedeki kahvehanede, kapıya bakan masada, sırtı duvarda. Öğleden sonra üçten sonra. Cuma hariç, cuma maç var.

Çayın söylendi. Otur, dayın bir şey anlatacak.Otur